Tarih, Ulus Bilinci - 1

 

Orhan Bursalı

 

Aslında Hürriyet diyeceğini demişti... Arkadaşlar düşünmüş taşınmış, tartışmış ve manşete çıkardıkları Kurtuluş Savaşı'nın son gazilerinden Yakup Satar 'ın cenaze töreninin yanına, Fransa'nın Birinci Dünya Savaşı son gazisi Lazare Ponticelli 'ye yapılan tören haberini koymuşlardı (4 Nisan 08)... Yoruma ne gerek var! Aklı olan kıyaslar ve durumu anlar...

 

Manşeti aslında siyah-beyaz kadar netti. Ancak toplumca olay salt "vefasızlık" çerçevesinde algılanınca... bu "netliği" yazmak şart oldu!

 

***

 

" Aynı karakterde bir olay " karşısında, iki milletin-toplumun-devletin, farklı tutumu, tepkisi, refleksi ile karşı karşıyayız...

 

Bu farklılık "vefa duygusu" ile açıklanamaz!

 

Kıyaslamanın ardındaki, Fransa ve Türkiye 'nin sahip oldukları tarihsel (tarih), ulus bilinçleri ile karşı karşıyayız!

 

Yani "ulus olma", "uluslaşma" dereceleri, nitelikleri söz konusu: Fransa bir "tam" refleks gösteriyor... Ulusu temsil eden ne varsa topyekûn birden.. Türkiye ise bir "yarım" refleks...

 

Yani Fransa, sapına kadar bir ulus devlet!

 

Bu olay İngiltere'de, ABD'de, Almanya'da.. olsaydı, yine karşımıza, yine büyük ulusların benzer refleksiv davranışları çıkacaktı!

 

Çünkü onlar da birer büyük ulus devlet! Tarihsel geçmişleri, tarihsel bilinçleri, kaçınılmaz olarak öyle davranmalarını gerektirir!

 

Yani, son kahramanlarına karşı, hiç düşünmeden, tartışmadan, doğal bir olaymış gibi, yağmur yağar ve güneş açar gibi, acıkınca karnımızı doyurur gibi...

 

...tam bir hazırol vaziyeti almayı!

 

***

 

Ulus, bir sürecin ürünüdür. Ulus kavramını oluşturan parçalar bu sürecin büyük tarihsel "fırınında" pişer...

 

Bileşenleri, "ayrı" olabilir ama "ayrık" olmaktan çıkarlar; "yüksek sıcaklıkta" yeni bir "organik" ürün oluşur.

 

Günümüzde ilişkiler ne kadar "küreselleşirse" küreselleşsin.. Siz Fransa'nın, Almanya'nın, İngiltere'nin.. Fransızlığını, Almanlığını, İngilizliğini yitirebileceğini düşünür müsünüz?

 

Hepsi, " ulusun çıkarları" doğrultusunda hareket eder... Kim aksini söylüyorsa, eğer bilgisiz, kavrama düzeyi yeterli gelişmemiş, bilinçsiz biri değilse, ona, bu acaba kimin paralı adamı gözüyle bakabilirsiniz...

 

***

 

Türkiye'nin ulus bilinci Osmanlı'nın son dönemlerinde atıldı. Ne zaman ki imparatorluğun parçaları alıp başlarını gitmeye başlayınca... Türk denen azınlık ortada kalıp yok oluşun, tarihten silinmenin eşiğine gelince... "vatan" ve "ulus", varoluşun tek sığınakları olarak ortaya çıkınca...

 

Mustafa Kemal ve arkadaşları, Kurtuluş ve Kuruluş ile "ulus" laşma için kolları sıvadı... "Vatan" sınırları içinde her şeyi yüksek potada erimeye aldılar! Çünkü ulus yoksa, dünyada tutunmak, yaşamak ve gelecek de yoktur...

 

Tarih bilinci ve bilimi, bu basit olayı böyle net görür.

 

O nedenle diyorum ki, " Gazi'nin Vedası "nda gösterdiği refleks, Türkiye'nin uluslaşma derecesi için bir "sabite" (gösterge) olarak kabul edilebilir.

 

Yani "yarım refleks" tavır, henüz uluslaşmayı becerememişliğin, başaramamışlığın karinesidir! Zaten bu sürpriz değildi. Bilinen ama önemli bir testten geçmemiş bir olguydu. Gazi'nin vedası, bunu doğrulayan "sosyolojik" bir deney oldu!..

 

***

 

Aslında, AKP ve destekçisi aydın-maydın takımı, uluslaşılamamış olmaktan çok memnun. Hele destekçi takım, "ulusu", "uluslaşma" yı "faşistleşme" ile eşdeğer gördükleri için, yarım uluslaşmış olmaya göbek atarlar ancak!

 

Postmodern-kültürleri, küreselleşme kavrayışsızlıkları ve kolayca başka ülke ve bloklara üstün hizmet sunma tarihsel yetenekleriyle, daha da ötesine soyundular:

 

" Ulusyıkımcılığı"na!

 

Yani, ulusallığın unsurlarını birer birer yok etmeye... Uluslaşma sürecini "tersine" çevirmeye...

 

Tarihçi, siyaset bilimci, sosyolog kılığında pek çok şaklaban, uluslaşmanın ne kadar asli unsurları varsa, Kurtuluş Savaşı, Kuruluş çalışmaları, Atatürk, Kalkınma-Üretme-Yaratma hamleleri, Cumhuriyet, Laiklik, Hukuk, Sosyal.. hatta bilimsel ve eleştirel düşünce kazanımları... hepsinin ne kadar kötü, berbat, faşizan.. şeyler olduğuna milleti inandırma yarışındalar! (Zaten, onların bu kadar pervasız ulusyıkımcılığına soyunmalarını da, yarım uluslaşmışlığın sonucu olarak görmek gerekir!)

 

En son, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün " suçlular listesi "ne "ulusalcılık" kavramını sokmasıyla sorabiliriz artık: de-uluslaşmanın son perdesi mi açıldı?

 

Cumhuriyet Gazetesi - 06.04.2008