Dönüm Noktası?

Cumhuriyet

Kimi zaman insanlık dönüm noktalarına gelir; umulmadık zamanlarda birdenbire ortaya çıkan dışavurumlarla her şeyin değişmesi zorunluluğu gündeme girer.

Bugün bir dönemin bittiğini, hatta noktalandığını ve yeni bir dönemin henüz boyutları tam kestirilemeyen başlangıcında bulunduğumuzu görmek zor değil.

Amerika’da patlak vererek dünyayı sarmaya başlayan ekonomik krizle, Yunanistan’da yaşanan şaşırtıcı ve çarpıcı olaylar arasında bağıntı kurmaya çalışan yorumlar, geleceğe dönük belirsizliğin çapını sergilemesi bakımından ilginçtir.

Böyle zamanlarda -hele Türkiye gibi dış etkilere çok açık ülkelerde- serinkanlı ve gerçekçi analizlere, sağlıklı teşhislere büyük ihtiyaç vardır.

Ne yazık ki bunu yapabilecek ağırlıklı güç odaklarından yoksun bulunuyoruz.

*

Çünkü bugün ülkemize egemen siyasal kudret, Amerika’da planlanan, Ortadoğu’da başarısızlığa uğrayan ve dünya çapında finansal krizle büsbütün çöken bir büyük tasarımın ürettiği AKP iktidarıdır.

Çok partili rejimde Amerikanofil İslamcı ideolojiyi kullanarak seçim sandığındaki ağırlığını bugün bile koruyabilen AKP ile birlikte yükselen yeni sermaye sınıfının ihtirasını denetlemek olanağı da henüz politika yaşamında ağırlık kazanmamıştır.

İslamcılığı kullanan, rantçılık, faizcilik, dışa bağımlılıkla gücüne güç katan bu yeni sermaye sınıfı, ‘ülkeyi-devleti-ulusu-halkı’ ve geleceği düşünecek noktada değildir; çıkarlarının güdüsünde körleşmiştir.

*

İşte tam böyle bir aşamada, Türkiye’ye ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ ve ‘Ilımlı İslam Devleti Modeli’ biçen ABD kapsamında dünyayı etkileyecek bir çöküntü yaşanıyor.

Bu çöküntüden Türkiye’nin nasıl etkileneceği, nasibimizin ne olacağı, yukarıda vurguladığımız gibi, henüz bir soru işaretidir.

*

Ancak şimdiden görünmeye başlayan bir gerçeğin altını çizmekte de yarar var.

‘Ilımlı İslam ideolojisi’ ile ‘demokrasi’ birbirine ters düşen iki kavramdır.

Laiklik dışında ne demokrasi olur, ne de özgürlükler yaşanabilir. Başta komşumuz Irak olmak üzere bütün Müslüman ülkelerde bu gerçeği onaylayan olaylardan ders çıkarmak gerekir.

ABD’nin ‘Ilımlı İslam Modeli’ni dış destek ve baskıyla Türkiye’de öngörmesi, insanlık ve uygarlık açısından cinayetten başka anlam taşımıyordu.

Amerika’nın yeni Başkanı Obama konusunda çeşitli yorumlar yapılıyor; bu konuda vakitsiz umutlara kapılmak saflıktır; ancak ailesinde Müslümanlık damarı bulunan yeni başkanın yemin töreninde ‘Hüseyin’ adını kullanacağı da söyleniyor.

Dileriz ki Hüseyin Obama, Müslüman coğrafyasında tek laik cumhuriyet olan Türkiye’nin Ilımlı İslam devleti olmakla neler yitireceğini bizim AKP’li yöneticilerden daha iyi algılıyordur.

Yoksa Amerika ile Türkiye arasındaki hesaplaşma, bir ‘medeniyet savaşımı’ içeriğinde devam etmek zorunluğunu sürdürecek; bunun sorumluluğunu da Obama, eski Başkan Bush’tan devralacaktır.