GÜÇLER DENGESİ
Mümtaz SOYSAL
HALK kitleleri farkında değil ama şu günlerde Cumhuriyetin kaderiyle oynanmaktadır. Oyunun bir cephesi, ne pahasına olursa olsun, adı konmasa da Cumhuriyeti başkalarının çıkarlarına da hizmet edebilecek biçimde bir İslam cumhuriyetine dönüştürmekle ilgili; buna karşılık, gidişten endişe duyup önlenmesi için çare bulmaya çalışan bir taraf var.
İktidar, yeni bir anayasa yapma girişimiyle işe başlayarak sonuçta birkaç temel madde değişikliğinde karar kılıp bunu kamufle edecek bir paket değişikliğiyle yetindi ve o yolda referenduma gitmeyi göze aldı. O aşamayı farklı kazanırsa genel seçim zaferiyle asıl hedefine ulaşabileceğini hesaplıyor. Son dönemde İslam âleminde edindiğine inandığı ünün kendisine içte de yardımcı olacağına güvenmekte. Yeşil sermayenin, tarikatlar dünyasının ve eninde sonunda bölgesel çıkarlarına hizmet etme güvencesi verdiği dış çevrelerin desteğini arkasında hissediyor. Washington’ca “çizilmiş” olabileceğinin ya da İsrail’le kapışmış olmasının bu gerçekliği tersine çevirmeyeceğinden emin. Üstelik Kemalist geleneğin savunucusu olduğu söylenen Silahlı Kuvvetleri sindirmiş sayılmanın rahatlığıyla hukukun kafasını gözünü yararak asıl hedefine fütursuzca varabileceğini düşünüyor.
Karşısındaki güçler hâlâ dağınık ve toparlanmamış durumda. Onlardan yana tek etken, hukuk, anayasa ve onun bekçisi sayılan Anayasa Mahkemesi gözükmekte. Bunun Cumhuriyete yönelik tehlikeyi önlemeye yeteceği düşünülüyor. Belki de devletin tarihinde böyle bir beklentiyle tek organa bu ölçüde büyük sorumluluk yüklenmesi ilk kez görülmekte.
Sorumluluktaki ağırlığın mahkeme üyelerine ürperti vermesi doğaldır. Ancak, bu ürperti “şekil” şartı bakımından daha önceki yorumdan ayrılmayı gerektirmez. Cumhuriyetin “hukuk devleti” ilkesini zedeleyen değişikliklerin önerilmesi bile şekil ihlalidir. “Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki maddede değişiklik yapılması hiçbir türlü teklif dahi edilemez” kuralı 1924 Anayasası’ndan beri Cumhuriyetin temel hukuk kuralı olmadı mı? Cumhuriyet anayasa sayılan ilkeleriyle tanımlandığına göre, o ilkelerden birini ya da birkaçını zedelemek “şeklen” cumhuriyetin içini boşaltıcı bir “operasyon” değil midir?
Kaldı ki bu kez yeni bir şekil ihlali daha var: Anayasa değişiklikleri oylanırken gizlilik kuralı ihlal edilerek milletvekillerinin yakından izlenmesi, hatta gözlenmesi bütün yasayı sakatlayan bir şekil ihlalinin dik âlâsı değil midir? Anayasa Mahkemesi’nin böylesine zedelenmiş bir metinle referanduma gidilmesini gönünde tutup doğal olarak bütün işlemi geçersiz bulması hiç şaşırtıcı sayılmamalıdır.
Cumhuriyet Gazetesi – 14.06.2010