NANKÖRLÜK
Öztin AKGÜÇ
Atatürk’e, bağımsızlık savaşımızı yapanlara, Cumhuriyete yönelik en azından yakışıksız davranışları, karalamaları, küstahlıkları sade bir vatandaş olarak nankörlük olarak nitelendiriyorum. Atatürk olmasaydı, bağımsızlık savaşı yapılmasaydı, Cumhuriyet ilan edilmeseydi, bugün Türkiye’nin durumu ne olurdu? O durumu düşünmek, tasavvur etmek, kurgulamak gerekir. Atatürk, bağımsızlık savaşını yapanlar, Cumhuriyet sayesinde, her ne kadar Atatürk sonrası kayıplara uğrasak da, günümüzde de başımız dik, bağımsız bir devletin vatandaşları olarak yaşıyoruz. Gerçi içimizde bağımsızlığı, Cumhuriyeti hâlâ içine sindirememiş kitlelerin varlığı hem acı veriyor, hem de tipik nankörce bir davranışı oluşturuyor. Bir yandan ülkenin, devletin olanaklarından, nimetlerinden yararlan hatta sömür; öte yandan küçümse, küfret, aşağıla. Bu tür davranışlar tek bir sözcükle, niteleme ile tanımlanabilir: “Nankörlük”.
Belli orunlara gelmiş, Cumhurbaşkanı, TBMM başkanı, başbakan, bakan, milletvekili, üst düzey bürokrat olmuş kişiler, şöyle bir değerleme yapsalar, “Atatürk, bağımsızlık savaşı, Cumhuriyet olmasaydı, bugün ne olurduk” diye kendilerini sorgulasalar, verilecek yanıtın büyük bölümü herhalde “hiç” olurdu. Onlar ancak Atatürk, bağımsızlık savaşı, Cumhuriyet sayesinde belli orunlara (mevkilere) gelebilmişler, o sıfatları alabilmişlerdir.
***
Meşrebi, kimlerin sesyayarı olduğu belli TV kanallarında, yazılı medyada yorum yapan, kendilerini demokrat, aydın, ikinci cumhuriyetçi gibi övücü sıfatlarla tanımlayanları dinledikçe, okudukça bazı kuşkular oluşuyor; bir bölümü akademik unvan da taşıyan bu kişilerin, gerçekten yükseköğrenimleri var mı diye? Yüksekten atanlar, hava basanlar, hangi üniversiteleri, kaç yılda, hangi derecelerle bitirmişler? Kaynak olarak alınan makaleleri, kitapları var mı? Yoksa belli çevrelerin kullanmak üzere lanse ettikleri, şişirdikleri isimler mi soruları kafalarda doğuyor. Ciddi bir bilgi, eğitim altyapısı olmayanlara takılan akademik unvanlar ise bir yerde yanıltıcı etiket oluşturuyor. Son zamanlarda bir cumhuriyet - demokrasi tartışmasıdır başladı, sanki cumhuriyet ile demokrasi birbirine zıt kavramlarmış gibi. Cumhuriyeti sağlam temellere oturtmadan demokrasi olabilir mi? Kaldı ki demokrasi, kullanıcılarına göre kaypak bir sözcük veya kavram. Ardına, tek kişi egemenliği, emperyalizm saldırganlığı, ben demek devlet demek anlayışı, sürekli iktidarda kalma tutkusu, kapitalizmi tek ekonomik düzen olarak kabul ettirme kaygısı sığdırılabiliyor. Demokrasiden ne anlıyor; nasıl tanımlıyor ve uyguluyoruz? Demokrasi anlayışımız bile içtenlikli değil. İşimize geldiği şekilde demokrasiyi yorumluyoruz.
***
Her kuşak kendinden sonra gelenleri bir şekilde eleştirir. Genç kuşaklar da kendilerinden öncekilerini köhnemiş bulurlar. Kuşaklar arası bu gizli, açık çatışmanın da bilincinde olarak, genç kuşakları gerek kendilerini yetiştirme, gerek ülkeye sahip çıkma, sorunlara çözüm getirme açılarından sorumsuz buluyorum. Kişilerin savaşım güçleri ancak beyin ve yürek güçleri ile artar.
Bazı çevrelerin Cumhuriyete karşı nankörlüğünü anlıyorum ama yaşananlara duyarsız kalanlara hak veremiyorum.
Cumhuriyet Gazetesi – 08 Kasım 2009