SAĞDUYU ZAMANI

Hikmet BİLA

Bir süredir bu köşede bir tehlikeye dikkat çekilmeye çalışılıyor. Daha Davos fethedilmeden başlayan bu uyarılar, Türkiye’deki Musevi yurttaşlara yönelik tehditlerle ilgiliydi. İsrail’in Gazze’ye saldırısıyle başlayan tehditler…

İsrail, üç hafta boyunca bir ‘atış alanı’ haline getirdiği Gazze’de çoluk çocuk demeden yüzlerce sivili öldürüyordu. Dünya adeta seyrediyordu. Vahşete dur diyen yoktu. Birçok ülkede, birçok çevrede İsrail saldırılarına büyük tepki oluştu. Doğal olarak Türkiye’de de…

‘Aman’ dedik, ‘dikkat’…

Türkiye’de İsrail saldırılarına tepki, giderek amacından sapıyor, çığrından çıkıyor, antisemitizme dönüşüyor ve ülkede yüzyıllardır yaşayan Musevi vatandaşları tedirgin eden, korkutan bir hal alıyor. Dedik ki İsrail devletinin Gazze katliamıyla Türkiye’de yaşayan Musevilerin ne ilgisi var? Onlar da en az Müslümanlar kadar Gazze’de çocukların katledilmesinden üzüntü duyuyor. Onlar da çocukların öldürülmesini nefretle karşılıyorlar. İlgilileri, yetkilileri ve hatta medyayı göreve çağırdık. “Dinleri, inançları farklı da olsa, bu ülke insanlarının arasına yeni bir nifak sokmak yanlıştır, zaten yeteri kadar var’” dedik. Kim dinler? Aksine, Musevi Türkleri hedef alan tavırlar, yazılar, yorumlar, tehditler giderek arttı. Türkiye’deki Musevilere ‘istenmiyorsunuz’ mesajları verildi.

Türkiye’deki Musevi cemaatinin sözcüleri, medyanın ve sivil toplum örgütlerinin tarafsızlığını yitirdiği görüşünde. Gazze’ye saldırıları yapan İsrailli yetkililer yerine, bir ırkın, bir dinin hedef alınmasının kabul edilemez olduğunu dile getiriyorlar. Hükümetin İsrail-Filistin sorunundaki arabuculuk çabalarının sokakta başka bir hal aldığını, antisemitizme dönüştüğünü düşünüyorlar.

***

Medyadaki haberlerden öğreniyoruz ki Türkiye’deki Musevi yurttaşlar, Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan bile yardım istemişler. Cemaatin son zamanlarda yaşadığı sıkıntıları anlatmışlar. Diyanet de, Gazze saldırıları sonrasında toplumda oluşan tepkinin Musevi cemaatine yönelmemesi konusunda üstüne düşen görevleri yerine getirme” sözü vermiş. Milleti sağduyuya çağıran bir ‘Cuma Hutbesi’ hazırlanacağını söylemiş. Vaazlarda Musevi yurttaşların kesinlikle rahatsız ve huzursuz edilmemesi konusunda gerekli uyarılar yapılacakmış.

Bir Diyanet yetkilisinin, “Allah’a şükür, Musevi vatandaşlarımıza yönelik bir müdahale olmadı” şeklindeki sözleri bile tedirginliğin ne boyutlara ulaştığını göstermeye yetiyor.

Hutbenin yararlı olacağına kuşku yok. Ama bu ülkede yaşayan, herkes gibi bu ülkenin anayasasının güvencesi altında yaşayan bir azınlık cemaatinin, dini kurumlardan yardım isteyecek duruma düşmesini nasıl yorumlamalı? Yüzyıllardır bu topraklarda kardeş kardeş yaşayan insanları korkuyla birbirinden ayırmanın kime ne yararı olur?

Bu soruların cevabını vermesi gerekenler kendilerini biliyorlar. Herkesten önce, onların kışkırtıcılıktan vazgeçmeleri gerekiyor. Zaman sağduyu zamanıdır.

 

Cumhuriyet-04.02.2009